İçime Kustuğum Sevgili

Ruhumun kapıları hüzne aralanıyor her kalem tutuşumda. Evin duvarları özlemler yalanıyor ve çift dikiş attığım yaralarım kabuk bağlamadan yeniden kanıyor. Gözlerim yine tavanda, düşünceler beynimde zikzak çizerken, yorgun omuzlarımdaki yılların yükünü nereye döksem bir daha ümit yeşermiyor…Kefenin boyu yokluğunu giyinmekle aynı mıdır acaba? Doğu Ekspresi’nin geciken seferi gibi yol oluyorum şimdi siyahlar kuşanmış gecenin sağırlığına…Zamanın hezeyan eteğinden evriliyor içselleşen duygular. Sükutun dilimde dua olduğu ve sessizliğin çığlığa vurumunu yaşıyorum uzayıp giden zamanın kayıp yanında. Dünyamızın perdesini çekeli çok oldu gülüm…Dudağımın kıyısına defnettiğin gülüşümü bir daha canlandıramadım ve diz çöktürdüğün kalbi düştüğü yerden kaldıramadım. Sen bana yokluktan gelip beni yokluğuna koyup gidensin ve sen bana bir ümit gelip, gidişinle kalan ümitsiz bir mirassın.Düşünüyorum da; mavi gök kubbeyi yıldızlarla süsleyen aşığa meyledip yeniden aşkta tutunsam, beni kurtaracak mı bu acıdan? Yahut Yakub’un göz narına sürünüp, Yusuf-i özlemlerle beklesem beni sana ulaştıracak mı bu yollar? Düşünceler tufan, ümidim savunmasız gemi ve ben yine ulu orta savunmasız, üryan haykırışlarda boğuluyorum. Beni temize çıkaramayan bir yazgıda…

Not : Hayat böyledir işte. Çaresizlik ve tehlike anları vardır ki o zaman çırpınmaya ve haykırmaya gelmez.Batar insan ve boğulur.Marifet o anları geçirmektir…Sonrası tabiki de kolay! Kadere teslim olmak gerekir bazen o anlarda!Bu acizlik değildir..Dikkat et sözüme : Bu dünyada ÖLÜMDEN başka herşeyin hemen hemen çaresi vardır!

İçime Kustuğum Sevgili” için bir yorum

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir