Umut Var

Ne söylenmesi gerekiyor? Hissettiklerimizi ne şekilde açıklayabiliyoruz? Ağlayarak mı, gülümseyerek mi ya da hiçbir şey söylemeyip öylece sessizliğin bizi yutmasına izin vererek mi? Çoğu zaman hiçbir şey hissetmediğini fark eder insan. Ne gülebiliyordur kalbinin elverdiği şekilde ne de ağlayabiliyordur acının çıkmasını dilercesine. Sanki omuzlarımızda yüklenen görünmez bir şey var ve ne yaparsak yapalım onun altından ezilmekten kendimi alı koyamıyoruz. Çıkamıyoruz. Hiçbir şey yolunda değil aslında. Hiçbir şey yolunda gitmiyor. Kimse mutlu değil. Alışmışız yüzümüze yerleştirdiğimiz mutluluk pozuna, rol yapıyoruz. Gülümsüyoruz. O kadar alışmışız ki birisi sorduğunda ‘iyiyim’ demeye, kelimenin ne zaman ağzımızdan çıktığını dahi fark edemiyoruz. Ne iyisi? Neyin iyisi? Ölüyoruz. Yavaş yavaş ölüyoruz. Teker teker ölüyoruz ve bunun farkına varamıyoruz. Belki de varıyoruz. Bilmiyorum. Elimizden bir şey gelmiyor. Umutlarımız var. Geleceğe dair beklentilerimiz. Bazen o kadar çok oluyorlar ki bunların üzerine o kadar çok varıyoruz ki, gerçekleşmeyeceğini düşünemiyoruz bile. Zamanı geldiğinde gerçekler yüzümüze tokat misali çarparken, nereden geldiğini dahi anlayamıyoruz. Her seferinde aynı şey oluyor. Akıllanmıyoruz, akıllanamıyoruz, çünkü umut var. Çünkü umutsuzluk içinde umut arıyoruz. Bu umut birisinin gülüşünde, birisinin dokunuşunda, birisinin fikrinde, birisinin varlığında… En küçük umut dahi tüm negatif fikirlerimizi yok sayarak pozitife çeviriyor, yeniden başa dönmemizi sağlıyor. Bu, o kadar kötü ki! Her seferinde aynı şey. Diyorum ya, akıllanmıyoruz. Ama umut olmadığında da yaşam olmuyor. Nasıl bir döngü, nasıl bir şey aklım almıyor. Bundan nefret ediyorum. Tecrübe deniyordu sanırım, değil mi? Tecrübe… Peki, tüm bu yaşanan olaylardan sonra geriye hiçbir şey kalmadığında ‘tecrübe’nin ne önemi var?

Bilmiyorum. Yazmak istiyorum. Yazamıyorum. Çok saçma. Fazla mı büyütüyorum? Nedir sorun? Kafamın içerisinde o kadar şey var ki. Artık toparlayamıyorum. Her şeyin yolunda gittiğini kendime söylüyorum, ama artık buna kendimi inandıramıyorum. Yeni bir yılın girmesi yeni umutları doğuruyordu hani. Ben de öyle düşünüyordum. Bu yıl her şey güzel olacak diye. Yeni planlar kurmuştum, ama her zaman olduğu gibi beklenmedik şeyler oluyor. Kaçınılmaz değil mi? Yeni hayal kırıklıkları, yeni umutsuzluklar, (belki de bunlar yeni değil, eskilerin tekrarlanmış hali, hani görmezden geldiklerimiz var ya? Hah, işte onlar!) mutsuzluklar… Ağlayamıyorum. Ağlayamıyoruz. Daha neye ağladığımızı dahi bilmeden nasıl ağlardı ki insan? En küçük bir dürtü bekliyorum ağlamak için bazen. Küçük bir bağırış bile tetikliyor her şeyi. Delilik değil mi bu? Zaten hiçbirimiz sağlıklı değiliz ki. Bilmiyorum. Deli olmayan kim var etrafımızda? Genciz, ama ölüyüz. Ve ölmeye de devam ediyoruz.

Belki de kötü olduğumuz halde iyiyim demekten yorulmuşuzdur. Bir şekilde insan kalbi, (bunu ne kadar inkar etsem de) anlaşılmaya ihtiyacı var. Birileri tarafından dinlenmeye, birileri tarafından mutlu edilmeye ihtiyacı var, çünkü bir süre sonra o ‘birinin’ yokluğu öyle bir etki yaratıyor ki bir daha toparlayamayacağını sanıyorsun, ama düzeliyor değil mi? Herkesin kendine göre sorunları var. Çok fazla, ama her zaman düzeldi. Düzelmek zorunda. MECBUR! ÇÜNKÜ BAŞKA SEÇENEK YOK. DÜZELMELİ.

UMUT VAR.

BiLinmez

04 kaSım 2018

Umut Var” için 3 yorum

  • 4 Kasım 2018 tarihinde, saat 17:39
    Permalink

    Umut adına yazılmış en güzel makale diyebilirim. Yarına umut olan dostlarım var benim ve iyiki varlar. Umut en güzel şeydir, hemde en iyisi. Emeğine sağlık canım.

    Yanıtla
  • 5 Kasım 2018 tarihinde, saat 10:52
    Permalink

    Her gun öldügunu sanarsin ama yasamaktasindir.Acilara dahi eyvallah dersin kimi zaman.Birgun bu acilarin son bulacagina inanarak…
    Emegine yuregine saglik kuzum

    Yanıtla

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir